Sinema ile resim sanatı arasındaki etkileşim. Biri bir anı tuvalde dondururken, diğeri o anı zamana yayarak akıtır. Peki ya bir film, çıkıp da o donmuş anların tam ortasında yürümeye başlarsa? Gustav Deutsch’ün 2013 yapımı Shirley: Visions of Reality filmi, izlerken insanı bir tabloya mı yoksa filme mi baktığını sorgulatan büyüleyici bir deneyim.

Film, Edward Hopper’ın 13 tablosunu canlandırıyor. En başta ve en sonda bizi aynı tren kompozisyonuyla karşılıyor. O dairesel anlatı daha ilk andan itibaren filmin felsefesini zihnimize kazıyor. Son sahnede yükselen o cümle ise aslında bütün Edvard Hopper evreninin özeti gibi: “Yolcular aynı yeri, aynı zamanı ve aynı rüyayı paylaşıyor. Birbirlerine yakın, ancak bir o kadar uzaklar…” Edward Hopper’ın tuvallerinde sıkça karşılaştığımız o birbirine teğet geçen, aynı mekanı paylaşıp asla temas edemeyen yalnız bireyler teması bundan daha iyi tarif edilemezdi herhalde.

Edward Hopper’ın tablolarına baktığınızda, günlük yaşamdan çekilip alınmış o sıradan karelerin aslında biraz bilinçli bir şekilde sahnelendiğini hissedersiniz. Film de tam olarak bu hissin izinden gidiyor. Sahnelerin o tuhaf, mesafeli ve neredeyse bir tiyatro provasındaymış gibi akan donuk havası ilk başta yadırgatıcı gelebilir. Karakterler gündelik hayatın o dağınık akışından uzakta, titizlikle hesaplanmış birer geometri bulmacasının parçası gibi duruyor. Konuşmalar, bakışlar, duruşlar… Hepsi bir parça mekanik. Ancak işin aslı bunun yönetmenin bilinçli bir estetik tercihi olduğunu fark ediyorsunuz.

Film, o ikonik tabloları ve o yalnızlık hissini sinemaya taşımak için sahneleri adeta birer “canlı tablo” gibi kuruyor. Karakterler tablolardaki o duruşu yansıtmak için bilerek yavaş ve stilize hareket ediyor gibiler.

İşin bir diğer büyüleyici kısmı ise her sahnenin başında karşımıza çıkan o siyah ekran ve arkadan gelen sesler. Film ilerledikçe sahnelerin başında beliren o tarihler (1930’lar, 1940’lar…) ve radyodan dökülen haberler, bu donuk estetiğin arkasındaki devasa gerçekliği hatırlatıyor. Yönetmen bize şunu söyler gibi: “Evet, şu an kusursuz ve tiyatral bir tablonun içindeyiz ama bu insanlar bir akvaryumda yaşamıyor.” Büyük Buhran, İkinci Dünya Savaşı, McCarthy dönemi… Dışarıda çalkantılı bir tarih akıp giderken, biz içeride Shirley’nin içsel monologlarına tanık oluyoruz.

Peki, kim bu Shirley? Aynı kadını farklı mekânlarda, farklı hallerde izliyoruz. Bazen evinde normal bir hayat sürerken, bazen bir sahnede rol yaparken. Tiyatro oyuncusu kimliği, hayatı da bir sahne gibi deneyimlemesine neden oluyor. Shirley karakteri, Edward Hopper’ın tuvalinden fırlayıp 20. yüzyılın çalkantılı tarihi boyunca yürüyen modern bir kadının yalnızlaşma, kimlik arayışı ve direniş hikayesine dönüşüyor.

Shirley: Visions of Reality, herkesin kolayca tüketebileceği, hızlı tempolu bir film değil. Aksine, sabırla durmayı, bakmayı ve tıpkı o trendeki yolcular gibi aynı zamanı paylaşıp o melankolik rüyanın içine çekilmeyi gerektiren yavaş bir yolculuk. Sanata biçim denemelerine meraklıysanız, bu film bakmaya değer.
• Film Adı: Shirley: Visions of Reality
• Yönetmen: Gustav Deutsch
• Oyuncular: Stephanie Cumming, Christoph Bach, Florentin Groll, Elfriede Irrall, Tom Hanslmaier
• Yıl: 2013
• Tür: Belgesel/Dram
• Süre: 92 dakika
Share this content:



Yorum gönder