Uğultulu Tepeler kitabını okuyanlara kötü bir haberim var: bu film, kitabın yanında sadece bir fragman gibi kalıyor, ama pek de iyi bir fragman olduğu söylenemez.
Varsayalım ki ortada böyle bir kitap yok ve elimizde sadece Uğultulu Tepeler filmi var. O zaman da şunu söylemek mümkün: sahneleri tek tek durdurup baktığımızda evet, bir fotoğraf sergisi bile açılabilecek kadar güzel görüntüler var. Hatta sahneler durdurulduğunda birer sanat eseri edası veriyor fakat bunun bir film değil fotoğraf sergisi olduğunu varsayarsak. Ama sadece görsel bir tatminden fazlasını, yani bir hikâye arıyorsanız üzgünüm, yine yanlış adrestesiniz.
Sahneler ne kadar güzelse, konu da o kadar sığ ve anlatımdan uzak. Yer yer sessiz bir performans sanatı videosu izliyormuş hissi veriyor; hatta öyle olsa belki daha çok şey anlatırdı. Ama bir filmin ayakta durabilmesi için bir hikâyeye ihtiyacı var. Ellerinde koskocaman bir Emily Brontë şaheseri varken, bu kadar güçlü bir malzemeyi eleyip hikâyeyi düz bir kaçak aşk meselesine indirgemek de ayrı bir çaba istemiş açıkçası.
Vaktiniz bolsa izlemek size bir şey kaybettirmez. Ama kitabı okumuşsanız ve hikâyeye dair bir beklentiniz varsa, üzgünüm, bu film sizin için biraz zaman kaybı olabilir.



Share this content:



Yorum gönder