Şimdi yükleniyor
×

Sanatın Erkeksiz Tarihi, Aslı Kotaman

Feminist sanatın temellerini oluşturan “Neden Büyük Kadın Sanatçı Yok?” sorusu 1971 yılında Amerikalı sanat tarihçisi Linda Nochlin tarafından sorulmuştur. Peki gerçekten büyük kadın sanatçı yok mu? Yoksa büyük kadın sanatçı yok düşüncesi, yüzyıllardır kadınları sömüren, kadınların erkeklerin gerisinde kalması üzerine işleyen ataerkil sistemin bizlere farklı bir dayatması mı?

Nochlin, sorduğu sorunun açıkça hatalı olduğunu savunur. Asıl sorun kadınların doğuştan gelen bir yeteneğe sahip olmaması ya da var olan yeteneğini çalışarak geliştirmemesi değildir. Kadınların başarılı ve yetenekli olduğu halde büyük bir sanatçı olarak kabul edilmemesinin asıl nedeni deha, yetenek ve büyüklük kavramlarının yalnızca erkeklere atfedilmesidir.

Linda Nochlin, makalesine bir sanat galerisi sahibinin kendisine ”Ben kadınları koleksiyonlarıma dahil etmek istiyorum, istiyorum ama bakıyorum, bakıyorum eserlere sonra da soruyorum. Neden büyük kadın sanatçı yok?” sorusu üzerine bu ismi vermiştir.

Aslı Kotaman’ın Sanatın Erkeksiz Tarihi kitabı daha önce duymadığımız, bilmediğimiz kadın sanatçıları erkeklerin gölgesi altından çıkararak görmemize yardımcı oluyor. 50 sanatçının 50 sanat eserini yazmak üzere çıktığı bu yolu, günlük hayatında karşılaştığı kadın-erkek eşitsizliğini deneysel, duygu dolu ve parçalı bir yazı tipiyle anlatıyor.

“Sanat tarihi yazılırken kadınlar bir yanlışlık sonucu, basitçe unutuldukları için ya da yeterince iyi kadın sanatçılar olmadığı için dışarıda bırakılmadı. Sanat tarihi başından beri kadınları, dahası erkek olmayanları dışarıda bıraktı. Akademi de toplumsal cinsiyet hiyerarşisinin kurulmasına her zaman katkı sağladı. Sonunda erkek olmayan sanatçıların eserleri saklanmadı, kataloglanmadı, o sanatçılara sanatçı olabilme şansı verilmedi, sanatçılar cinsiyetleri açısından asla eşit şartlara sahip olamadı. Döneminde ünlü olanlar bile unutulurken bazıları tanınma kısmına bile yaklaşamadı. Tabiri caizse nice yetenek sündü gitti.”



Hale Asaf



haleasaf1 Sanatın Erkeksiz Tarihi, Aslı Kotaman

Mihri Müşfik’in yeğeni Hale Asaf bazı açılardan teyzesinden biraz daha şanslıydı. Devlet bursuyla yurt dışında eğitim görmüş ve eşiyle birlikte Türkiye’ye dönerek Bursa’da yaşamaya başlamış. Ancak Bursa’daki toplumsal çevreye uyum sağlamakta zorlanmış; resimleri ve yaşam tarzı nedeniyle eleştirilmiş. Bursa Kız Öğretmen Okulu’nda görev yaptığı sırada çarşıda saldırıya uğramış, saldırı sırasında bayılmış. Bu olayın ardından İstanbul’a dönmüş, daha sonra yeniden yurt dışına çıkmış, ancak kanser olduğunu öğrenmiş ve 38 yaşında hayatını kaybetmiştir. Mihri Müşfik ise yaşamının son yıllarını yoksulluk içinde geçirmiş ve kimsesizler mezarlığına gömülmüş. Bu kadınlar yeteneklerinin bedelini ağır bir şekilde ödemiş.

Mihri Müşfik, sıra dışı kişiliği ve geleneksel kurallara karşı tavrıyla dikkat çekmiş. Giyiminde özgür davranmış, İstanbul Dârülmuallimâtı’nda (Kız Öğretmen Okulu) resim öğretmenliği yaptığı dönemde çıplak model kullanmak ve açık havada resim dersleri düzenlemek istemiş. Ancak dönemin ahlaki anlayışı ve toplumsal baskıları bu girişimlerin önünde engel oluşturmuş. Çıplak model kullanımına yönelik tepkiler nedeniyle çeşitli sorunlar yaşamış, heykellerin edep yerlerini örtmek gibi çözümler bulmak zorunda kalmış.

Yazar burada ailenin kadın ve sanatçı olmaları dolayısıyla zorluklar yaşayan mensuplarını birbirinden ayırmıyor.

Sanat eğitimi alabilmeleri için İstanbul’da imkânı bulunmayan bu sanatçılar, soluğu Avrupa’da aldılar. Ancak koşullar orada da kolay değildi, üstelik bu iki ressam da zamanın en önde gelen ailelerinden geliyordu. Bu zaten başka türlüsü mümkün olmayan bir önermedir. Zira ailesi sanatçı ya da entelektüel olmayan birçok ressam ya da ressam adayı da farklı sebeplerle bu dünyaya hiç eser bırakmadan göçüp gittiler.

Hale Asaf’ın bu kübist portresi, o dönem Türkiye’deki kübist çalışmalar açısından önemliydi. Hem spesifik hem de son derece stilize olan bu portre sanatçının içsel yaşamının benzersiz bir şekilde ortaya koyma biçimiydi. Modigliani tarzı uzun, üçgenimsi Afrika maskelerine benzeyen bir surat görülüyor. Modigliani’de bu yüzleri melankolik bir duyguyla yapıyordu. Otoportreler sanatçının kendisini nasıl gördüğünü ve nasıl göstermek istediğini anlattıkları için bu resimlere bakarak sanatçıların iç dünyaları hakkında fikir sahibi olup yorum yapabilmek mümkün oluyor.
Küçük yaşta hastalıklarla mücadele etmeye başlayan, hayatın ona sunduğu zorluklara karşı resmini siper eden Asaf’ın bu zorluklarla mücadele ederken neler yaşadığını anlamamıza yardımcı olabilecek tek şey resimleridir.

Kadınlar olarak hayatlarımız bazen birbiriyle çarpışıyor, bazen de uzaklaşıyor birbirinden. Çoğuklukla ana meselemiz hep aynı kalıyor, kadın olmanın bize kazandırdıkları ve kaybettirdikleri.



Louise Bourgeois



louisebourgeois1 Sanatın Erkeksiz Tarihi, Aslı Kotaman

Gözümüzü kapatıp kocaman bir örümcek düşündüğümüzde bize korkunç geliyor. Belki de o örümcek her işe yetişmek, sabah akşam çevresindeki hayatı örebilmek için büyüyor.

Louise Bourgeois yaşamında 1930’lu yıllardan 2010 yılına kadar etkin olarak çalışan bir sanatçıdır. Ünlü eserlerinden olan örümcek motifini sanat hayatı boyunca çeşitli biçim ve büyüklüklerde kullanmıştır. Sanatçı ilk büyük örümcek heykelini 1994 yılında yapıyor, yıllar içinde yaptığı örümceklerin boyutu giderek büyüyor. Belki de içinde biriken duyguları, annesine olan özlemini bu şekilde sanatına yansıtıyor. Yaptığı örümceklerin bacakları gotik katedrallere benziyor, sekiz bacaklı bu canlı zıtlıklarımız olmadan ayakta duramayacağımızı gösteriyor. İnsanı insan yapan birçok duygu ortaktır, kadını kadın yapan özellikler maalesef ortak değildir.

Sanatçı söyleşilerinde yaptığı örümceklerin annesi olduğunu söyler. Örümceğin aynı annesi gibi akıllı, bilinçli, zarif ve yararlı olduğunu düşünür. Uzun bacakları sayesinde her işe yetişen örümcekler ile annesi arasında bir bağ kurar. Örümcekler sevilmemek pahasına zararlı böcekleri yiyerek yaşadığı dünyayı daha güvenli bir hale getirir.

Louise Bourgeois, iç dünyasını heykel, çizim, baskı resim, enstalasyon gibi farklı biçimlerle anlatan dışavurumcu bir sanatçıdır. Çocukluk travmalarını, derinde kalan duygularını, hatıralarını bir örümceğin ağını örmesi gibi titizlik ve incelikle sanatına işlemektedir.
Sanatı anlamak için hissetmek bilmekten daha önemlidir. Örümceğe baktığımızda hissettiğimiz ne ise örümceğin anlatmak istediği de odur. Sanat daima bir açıklama gerektirmez.

Maman Sanatın Erkeksiz Tarihi, Aslı Kotaman

Bourgeois, sanatıyla duygularını, yaşadığı güvensizliği, korku ve kaygılarını anlattığında aslında hepimiz adına konuştu. Devasa bir örümceği görmememiz, onu halının altına süpürmemiz mümkün değildir. Metrelerce yükseklikteki çelik ve mermer örümceklerin altından geçebilir, örümceğin altında oturup bir anne gibi sizi korumasını isteyebilirsiniz. Sanatçı örümceklerin en büyüğünü yaptığında adını Maman koymuştu.

Bu dev örümcek sabırla ağını ören, çocuklarını korumaya çalışan bir anneyi anlatıyordu. Başkaları tarafından bir tehdit olarak görülen, sevilmeyen bu örümcek aynı zamanda yalnızdı. Kimse olduğundan daha iyi ve daha güzel görünmeye çalışmayan birini bağrına basmaz, aslında kendisi olan kişiyi açık yüreklilikle kabuk etmez. Bourgeois, aslında yaptığı örümceklerle hem annesini hem de kendisini dünyaya anlatmıştır.

Verdiğiniz kararlar, almak zorunda olduğunuz sorumluluklar nedeniyle çok da eğlenceli bir insan olarak görülmediğiniz tüm anları gözünüzün önüne getirin. Başkalarının size “Bu kadar sıkıcı olmak zorunda mısın, her şeyi kafana takmak zorunda mısın, sadece eğlenmek için bir şeyler yapamaz mısın?” sorularını yönelttiği anları bir düşünün. Çocuk kalabilme lüksünü yaşayamayan kadınları, henüz küçük yaşta olgun bir karaktere bürünmek zorunda kaldığınız anları hatırlayın. Louise Bourgeois’in heykellerine bir daha bakın, bu heykeller sessizliğe gömülen bütün kadınlar adına konuşuyor.

Maria Sibylla Merian



Mariasibyllamerian Sanatın Erkeksiz Tarihi, Aslı Kotaman

Merian, yaptığı çalışmalarla zoolojinin kurucularından biri olarak görülmüş, yaptığı illüstrasyonların böceklerin yaşamıyla ilgili yanlış bilinen birçok bilgiyi değiştirmiştir. Uzun yıllar yok sayılarak ne kadar önemli bir iş yaptığı insanlıktan gizlenen Merian’ın işleri neredeyse 20. yüzyılda tekrar gün yüzüne çıkmış, kendisi ancak o zaman hak ettiği değeri görmeye başlamıştır.

Anlatılanlara göre Merian küçük yaştan itibaren bir böcek tutkunuydu. Sürekli dışarıda zaman geçirerek topladığı böceklerin ayrıntılı resimlerini yapıyor ve resim yaptıkça daha çok böcek toplamak için kendisini yine dışarı atıyordu. Ayrıca Merian’ın yaşadığı dönemde böceklerin pek tanındığı da söylenemezdi. O dönemde insanların böceklerin şeytanın canavarları olduklarını düşündükleri de yadsınamaz bir gerçekti. Çünkü inanca göre, böcekler, kalmış yemek artıklarında, tozda, çiğ ette yoktan var oluyor ve bir anda ortaya çıkıyordu. Üreme biçimleri insanlar için korkutucuydu. Akıl sır erdirilemez bir tarafları vardı. Bugün eğer bu bilgiler bize cahilce ve hatta biraz komik geliyorsa bunun nedeni Maria Sibylla Merian’ın araştırmacı ve yaratıcı kişiliğidir. Bugün böceklerin nasıl ürediğini, nasıl bir metamorfoz geçirdiklerini biliyorsak bu biraz da burada adı geçen ekolojist ve entomolojist illüstratör sayesinde olmuştur.

mariasiblyyy Sanatın Erkeksiz Tarihi, Aslı Kotaman mariamerian-scaled Sanatın Erkeksiz Tarihi, Aslı Kotaman

Merian, küçük yaşında çizmeye başladığı ayrıntılı böcek çizimlerini evlenince de bırakmadı. İki kızı oldu ve onlarla birlikte böcek toplamaya devam etti. Ancak hikâye hep benzerdi, o dönemde bu işlerle uğraşabilmek için bile ayrıcalıklı bir sınıftan geliyor olmak gerekiyordu. Merian’ın ailesinde sanatçılar vardı, o bu gerekliliği sağlıyordu. Ama bu yine de onun 1650’li yıllarda yaşayan bir kadın olduğu gerçeğini değiştirmiyordu. Merian evlendikten sonra çiçeklerle ilgili ayrıntılı bir kitap yayımladı. İleriki senelerde eşinden boşandı. Kızlarının birini yanına alarak bir seyahate çıkmaya karar verdi. Bu seyahat elbette ki Meria’nın çiçekleri ve böcekleriyle ilgili olacaktır. Bir gemiye bindiler ve Surinama doğru yola çıktılar. Surinam, Güney Amerika’da Hollanda sömürgesi olan bir ülkeydi. Oraya vardıktan sonra toplayabildikleri kadar böcek ve çiçeği kayda geçirmeye başladılar. Merian ayrıntılı çizimler yaptı. Böceklerin metamorfozunu, kelebeklerin dönüşümünü insanlarla ilk paylaşan da oydu. Kaynaklar, Merian’in bilim adına seyahat eden ilk kişi olduğundan bahsediyor.

Meran’ın koşulları kuşkusuz ağırdı. Ayrıca çalışmalar yapmak için gittiği Surinam, doğası gereği hem çalışmak için bir cennet hem de yaşamak için zor bir yerdi. Merian burada topladığı ve resmini yaptığı türleri ardından kitaba çevirdi. Bu kitapta Surinam’ın bitkilerine, böceklerine, sürüngen hayvanlarına yer verdi. Bu hayvanları doğal ortamları içinde resmetti. Böcekleri bitkilerle beraber resmetti, böylece böcek ve bitki arasındaki ilişkiyi ve bunun ekosistem açısından anlamını da anlatmış oldu. Uzun seneler kalmak istediği Surinam’da sağlığı sebebiyle iki sene kalabildi. Ardından Amsterdam’a geri döndü. Beraberinden getirdiği eserin değeri ise kendisi öldükten yüzyıllar sonra anlaşılabildi.

mariaaaaa Sanatın Erkeksiz Tarihi, Aslı Kotaman

Kadın sanatçıların bugün biliniyor olabilmeleri için olağan dışı koşullardan geçmiş olması gerekiyor. Kendilerinin herhangi bir ürün ortaya koyamayacağı çünkü bir yaratıcılık sürecinin sadece erkeğe ait olabileceği, kadınların sanatının daha hafife alınabilecek, zayıf bir sanat olabileceği düşüncesi çoğu zaman sadece sanatçı ailelerin çocuklarının bu mesleği seçebilmesine olanak tanıyordu. Çünkü eğitim görmenize izin verilmiyorsa, nereden öğreneceksiniz? Uzun yıllar usta çırak ilişkisi içinde yürüyen sanat dünyası içinde, çırak olmasına izin verilmeyen kadınlar nasıl ve nereden bilgi alacaklar? Nasılsa yapacakları işlerin yeterince iyi olmayabileceği düşüncesi de cabası.

Kadınlar için sanat dünyasında var olmak bugün bile zorluklar aşılmadığı sürece mümkün olmuyor. Kadınlar yıllarca bilim ve sanat alanında temsil bulamadı, yazdıkları ve çizdikleri kitaplara geçmedi, dahası ürettikleri değerli olarak kabul edilmediği için arşivi tutulmadı. Uzun yıllar önemli sanat okullarına kabul edilmediler. Sosyal hayatın koyduğu engellerin yanında hukuki engeller de vardı. Aslında Merian ve onun gibi kadınlar tüm bu zorlukları bir şekilde aşmayı başarmış olanlar. Muhtemel ki bunun bedelini ağır ödediler. Ya başaramayanlar? Onların başarısız olduğunu söylemek çok kolay olurdu.

“Bu kitabı çemberin dışına itilmiş tüm sanatçıları anabilmek için yazdım. Sanat tarihinde karanlık kalan yerleri aydınlığa davet etmek için bir adım atmaya çalıştım. Yeterli değil ama bu bir başlangıç. Kadın sanatçıları sanat tarihi içinde yeniden düşünmek aynı zamanda politik bir meydan okumadır. Bu adımı atmaya kendim için olduğu kadar kendi kızım ve tüm çocuklar için de ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Ümit ediyorum ki bu alanda daha niceleri yazılsın.”


Kadın bir sanatçı olarak, sanata erkek egemen sistemden uzak bir noktadan bakarak bizlere anlatan, sanat tarihinin perde arkasında kalmış sanatçıların hayatıyla ufkumuzu açan, kadının sanattaki yerine bakış açımızın değişmesini sağlayan Aslı Kotaman’a tüm kadınlar adına teşekkür ederim.

Share this content:

Yorum gönder