Şimdi yükleniyor
×

Akira Kurosawa: Karanlıktan Işığa Yürüyen Bir Anlatıcı

IMG_1681-1 Akira Kurosawa: Karanlıktan Işığa Yürüyen Bir Anlatıcı

Akira Kurosawa:

Sinema tarihinde bazı isimler vardır; sadece film çekmez, bir dünyanın kapısını aralar. Akira Kurosawa böyle bir isimdir. Onun dünyası, çocukluğunun enkazlarla dolu sokaklarından, gençliğinin fırtınalı Japonya’sından ve içindeki kırılgan ama direnen çocuktan beslenir.

Enkazların İçinde Göz Terbiyesi

1910’da Tokyo’da dünyaya gelen Kurosawa, kendisine “bakmayı” öğreten ilk öğretmeninin ağabeyi Heigo olduğunu söyler. Heigo bir benshi’ydi—sessiz filmlere canlı anlatım yapan, sahne ışığını ve dramatik vurguyu yöneten bir tür sinema rehberi. Küçük Akira, kız kardeşinden daha erken konuşamadığı için içine kapanık bir çocuktu. O yüzden Heigo’nun yönlendirdiği görsel dünya onun dili oldu.

Hayatının en belirleyici anlarından biri 1923 Büyük Kanto Depremi sırasında yaşandı. Akira, yıkım sonrası şehri ağabeyiyle dolaşırken gözlerini kapatmak istediyse de Heigo ona şu cümleyi söyledi:

“Gözünü kapatırsan hiçbir şey görmezsin. Korkunun üzerine gidersen anlama başlar.”

Bu cümle, Kurosawa’nın sinemasının omurgasına dönüşecekti: Gözünü karanlıktan ayırmayan bir anlatı cesareti.

Resimlerle Kurulan Bir Yol

Kurosawa aslında yönetmen olmadan önce bir ressam olmak istiyordu. Öğretmeni  Bay Tachikawa(Taçikava)  için ‘ büyümeme sebep olan 2. Gizli güç ‘ diye tanımlar. Resme olan ilgisi bu çocukluk yıllarından geliyordu. Ona göre sinema, hareket eden resimlerden ibaretti. Yirmili yaşlarında sanat akademisine girmek için uğraştı; kabul edilmedi. Bugün geriye dönüp baktığımızda, bu reddediliş iyi ki olmuş deriz: Çünkü o resim tutkusunu sahnelere, ışığa, yağmur damlalarına, rüzgârın ritmine dönüştürdü.

1930’larda Japon sineması büyürken Kurosawa, Toho Stüdyoları’nda asistan yönetmen olarak çalışmaya başladı. Burada, “sabır” kelimesinin gerçek anlamını öğrendiğini söyler. Çünkü o yıllarda Japon sinemasında bir yönetmen olmak, ustanın gölgesinde yıllarca beklemeyi gerektirirdi.

Ama Kurosawa’nın en büyük öğretmeni, yine kendisiydi. Kendi defterlerine büyük harflerle sürekli şu cümleyi yazar:

“Bir yönetmen önce kendine karşı dürüst olmalıdır.”

Bu ilke, filmlerinde insan doğasının acımasız fakat umutlu gerçekliğini yaratmasının anahtarıdır.

Kurosawa Sinemasının Yükselişi

IMG_1683-357x1024 Akira Kurosawa: Karanlıktan Işığa Yürüyen Bir Anlatıcı

1. Rashomon (1950): Kelime manası Japoncada kale kapısı, hisar kapısı (veya şehir kapısı) anlamına gelmektedir.

Film  İnsanoğlunun zaafları üzerine kurulmuş bu psikolojik dram , 12. yüzyıl Japonyasında karısıyla birlikte ormandan geçmekte olan bir samuray, bir haydutun saldırısına uğrar ve öldürülür, karısı ise tecavüze uğrar. Haydut yakalanır ancak onun ifadesi ile kadınınki taban tabana zıttır. Olayı çözmesi için devreye giren bir medyumun vasıtasıyla ölen samuray da yine tamamen farklı bir hikâye anlatır. Cesedi bulan oduncunun ifadesi ise hiçbirisininkine uymaz. Aynı suçun dört çelişkili ama bir o kadar da inandırıcı olarak anlatıldığı, yani herkesin ‘gerçeği’ nin farklı olduğu bu olayda kim doğruyu söylemektedir?

İlki Budist rahibe, ikincisi de ‘yabancı’ya ait şu sözler filmin ana fikrini de özetler:

İnsanoğlu zayıftır, o yüzden yalan söyler. Hatta kendine bile!

İnsanlar kötü şeyleri unutmak ve yalan da olsa iyi şeylere inanmak ister. Böylesi daha zahmetsizdir.

Hakikat bir ayna gibidir; kırılınca herkes eline düşen parçayı gerçek sanır.”

Rashomon, sadece Japon sinemasını değil, dünya sinema dilini değiştiren bir filmdir. Kurosawa burada tek bir olayı—bir cinayeti—dört farklı gözün anlatımıyla göstererek izleyiciyi şu soruyla yüzleştirir: 

Gerçek nedir?

Filmdeki korunaklı kapı, yani “Rashomon Kapısı”, çürümüş bir toplum metaforuna dönüşür. Kurosawa yağmuru özellikle kasveti artırmak için kullanır; yağmurun ritmi, insanın içindeki karmaşayla paraleldir.

Filmde keşişin söylediği şu söz, Kurosawa’nın insan doğasına bakışını özetler:

“İnsanlara güvenmek istiyorum. Ama bu kadar yalanın arasında nasıl güveneceğim?”

Rashomon, savaş sonrası Japonya’nın ahlaki erozyonunu anlattığı kadar, günümüz modern insanının hakikat krizine de ışık tutmaya hâlâ devam ediyor.

2. Yedi Samuray (1954): Epik Japon filmidir. 

IMG_1682 Akira Kurosawa: Karanlıktan Işığa Yürüyen Bir Anlatıcı

Filmin konusu düzenli bir şekilde silahlı haydutlar olan “nobushi”nin  saldırısına uğrayan ve ürünleri yağmalanan fakir bir köyün ahalisi bir “ronin “den (efendisiz samuray”) yardım ister. O da kendisi gibi işsiz olan 6 samuray ile birlikte silah bile satın alamayacak kadar fakir olan bu köylülere karın tokluğuna kendilerini savunmasını öğretirler ve hep birlikte haydutlarla kıyasıya bir savaşa girerler.

Üç saati aşan bu uzun soluklu siyah beyaz dönem filmi dünya sinemasının en önemli filmlerinden biri olarak kabul edilmektedir, aynı zamanda yönetmen Akira Kurosawa’nın uzun yönetmenlik kariyerinin de zirvesini oluşturur. Koreografisi ustalıkla düzenlenmiş savaş sahneleri, seyircinin kendisi ile özdeşleştirebileceği kadar iyi ve derinlemesine işlenmiş karakterler, aksiyonla harmanlanmış mizah ve o dönemin ruhunun iyi yansıtılmış olması filmi klasikler arasına sokmuştur.

Her savaşta kazanan köylülerdir… Biz samuraylar yine kaybettik.”

Kurosawa’nın bu dev eseri, yalnızca bir aksiyon ya da macera değil; onur, fedakârlık ve dayanışmanın sinemadaki en şiirsel anlatımlarından biridir.

Film, tarlalarını korumak için samuray arayan köylülerin çaresizliğinden doğar. Kurosawa burada toplumun en alt ve en üst sınıfını karşı karşıya getirirken aslında şunu anlatır:

Gerçek kahramanlık, güçsüzün yanında durabilmektir.

Finalde Kambei’nin söylediği bu söz, Kurosawa’nın samuray mitine dair en büyük sorgulaması olarak bilinir:

“Bu savaşın kazananı köylülerdir; biz savaş için doğmuş olanlar değil.”

Yedi Samuray, sinemanın ritmini, aksiyon kurgusunu ve karakter inşasını yeniden tanımlayan bir yapıttır. Dünyanın onlarca yerinde yeniden çevrilmiş olması da bu yüzdendir.

Son sözü de yine sanata damga vuran bu yönetmenin film üzerine söylediği sözle noktalayalım ; 

“Bir film, bir insanın iç dünyasına açılan penceredir.”

Eklememi yaparak bu hayatta kendimizi bulabildiğimiz nice filmlere diyerek iyi okumalar ve izlemeler diliyorum. 

Share this content:

Yorum gönder