Şimdi yükleniyor
×

Mengü Ertel’in Tiyatro Evreni: Afişlerin Dili

İstanbul’un tarihî tiyatro mekânlarından biri olan Muammer Karaca Tiyatrosu, 14 yıllık aranın ardından restorasyon çalışmalarının tamamlanmasıyla geçtiğimiz eylül ayında yeniden kapılarını açtı. Mekânda ziyaretçilerle buluşan ilk sergi, Türk grafik tasarımının önemli isimlerinden Mengü Ertel’in tiyatro alanındaki üretimlerine odaklanan “Mengü Ertel’in Tiyatro Evreni” oldu. Esma Ertel ve Murat Ertel küratörlüğünde hazırlanan sergi; sanatçının tiyatro afişlerini, sahne tasarımlarını ve arşiv belgelerini bir araya getiriyor. Sergi, Ertel’in üretimlerini tanımanın yanı sıra tiyatro ile görsel sanatlar arasındaki ilişkiyi farklı yönleriyle düşünme fırsatı da sunuyor.

Mengu_Ertelin_Tiyatro_Evreni5-1024x576 Mengü Ertel’in Tiyatro Evreni: Afişlerin Dili

Sergiyi gezerken ilk dikkatimi çeken, serginin içeriği ile gerçekleştirildiği mekân arasındaki ilişki oldu. Restorasyonun ardından yeniden kültürel yaşama kazandırılan Muammer Karaca Tiyatrosu, tarihî dokusunu koruyan mimarisiyle sergiye kendine özgü bir atmosfer katıyor. Tuğla duvarlar, kemerli tavan ve mekânın geçmişinden izler taşıyan mimari ayrıntılar, sergilenen çalışmalarla bütünlük oluşturuyor. Özellikle 1964 yılında burada dünya prömiyerini gerçekleştiren Keşanlı Ali Destanı düşünüldüğünde, Mengü Ertel’in tiyatro afişlerinin yine bu sahnenin bulunduğu mekânda sergilenmesi geçmiş ile bugün arasında anlamlı bir bağ kuruyor.

Mengü Ertel’in çalışmalarını incelerken beni en çok etkileyen noktalardan biri, afişlere yaklaşımındaki özgünlük oldu. Afişler genellikle bir oyunun adını ve temsil bilgilerini duyuran tanıtım araçları olarak düşünülür. Ancak Ertel’in çalışmalarında afiş, oyunu duyurmanın çok ötesine geçerek kendi başına bir anlatı alanına dönüşüyor. Renk, figür, tipografi ve doku gibi unsurlar yalnızca görsel bir düzen oluşturmak için değil, oyunun atmosferini ve düşünsel arka planını yansıtmak için kullanılıyor. Bu nedenle afişlere baktığımda yalnızca bir tasarım görmüyor, aynı zamanda oyunun dünyasına açılan farklı bir yorumla karşılaşıyorum.

Mengu_Ertelin_Tiyatro_Evreni3 Mengü Ertel’in Tiyatro Evreni: Afişlerin Dili

Sergide Hamlet, Don Kişot, Sinekler, Palyaço, Yorgun Matador ve Asiye Nasıl Kurtulur? gibi farklı oyunlar için hazırlanmış afişler yer alıyordu. Her birinin kendine özgü bir görsel dili vardı. Bazı çalışmalarda figürler ve renkler ön plana çıkarken bazılarında daha karanlık, soyut ve deneysel bir anlatım dikkat çekiyordu. Bu çeşitlilik, Ertel’in her oyuna aynı tasarım anlayışıyla yaklaşmadığını gösteriyor. Aksine, tiyatro metninin içeriğini ve atmosferini dikkate alarak her çalışma için farklı bir görsel ifade biçimi geliştirdiğini düşündürüyor.

Afişlerin yanında yer alan açıklamalar ise serginin özellikle başarılı bulduğum bölümlerinden biriydi. Her çalışma, yalnızca tasarım özellikleri üzerinden değil, temsil ettiği oyunun içeriğiyle birlikte ele alınmıştı. Öncelikle oyunun konusu ve karakterleri hakkında bilgi veriliyor, ardından eserden seçilen bir replik Türkçe ve İngilizce olarak aktarılıyordu. Sonrasında ise Mengü Ertel’in afişi üzerinden bir görsel çözümleme yapılıyordu. Kullanılan renkler, figürler, semboller, kompozisyon ve tipografik tercihler oyunun anlatısıyla ilişkilendirilerek açıklanıyordu.

Mengu_Ertelin_Tiyatro_Evreni7-1024x594 Mengü Ertel’in Tiyatro Evreni: Afişlerin Dili

Bu sunum biçimi, afişlere bakışımı da değiştiren bir ayrıntı oldu. Çünkü bir tasarımı yalnızca estetik açıdan değerlendirmekle yetinmeyip sanatçının oyun metnini nasıl yorumladığını da takip edebiliyordum. Oyundaki bir çatışma, afişteki figürün duruşunda; karakterlerin ruh hâli, renk seçimlerinde ya da kompozisyonda kullanılan bir sembolde karşılık bulabiliyordu. Açıklamaları okuduktan sonra aynı afişe yeniden baktığımda, ilk bakışta fark etmediğim ayrıntıları daha kolay görebildim. Böylece tasarımın arkasındaki düşünce de daha anlaşılır hâle geliyordu. Bana göre bu yaklaşımın en değerli tarafı, izleyiciyi hazır bir görseli seyretmekle sınırlamamasıydı. Afişin hangi düşünceden hareketle oluşturulduğunu, görsel unsurların oyunla nasıl ilişkilendirildiğini sorgulamaya davet ediyordu. Mengü Ertel’in grafik tasarımcı kimliğinin yanında, tiyatro metinlerini kendi görsel diliyle yeniden yorumlayan bir sanatçı olduğunu da bu sayede daha iyi görebiliyordum. Sergideki açıklamalar, tasarımın yalnızca biçimsel tercihlerden oluşmadığını; her görsel kararın anlatının bir parçası olabileceğini gösteriyordu.

Sahne tasarımlarının yer aldığı bölümde ise afişlerde karşılaştığımız iki boyutlu anlatımın ötesine geçerek mekânsal üretimlerle karşılaşıyoruz. Özellikle kırmızı kiremit çatılı, ahşap yüzeylerden ve farklı mimari ayrıntılardan oluşan ev maketi dikkatimi çekti. Maketin çevresindeki çizimlerle birlikte değerlendirdiğimde, sahne tasarımının yalnızca oyuncuların arkasında yer alan dekoratif bir düzenleme olmadığını düşündüm. Sahne, oyunun atmosferini kuran ve izleyicinin anlatıyla kurduğu ilişkiyi etkileyen önemli bir unsur. Sergide yer alan bu çalışma da bir sahne fikrinin çizimden üç boyutlu bir düzene nasıl taşınabildiğini görme imkânı sunuyordu.

Mengu_Ertelin_Tiyatro_Evreni2-1024x576 Mengü Ertel’in Tiyatro Evreni: Afişlerin Dili

Sergide beni en çok etkileyen belgelerden biri ise Muhsin Ertuğrul’un Mengü Ertel’e yazdığı mektuptu. Mektupta dönemin tiyatro ortamında yaşanan ekonomik sıkıntılardan, özel tiyatroların karşılaştığı zorluklardan ve tiyatro afişlerinin sokaklarda kendilerine yer bulma mücadelesinden söz ediliyordu. Ertuğrul’un satırlarında, Mengü Ertel’in maddi kazançtan çok tiyatro afişlerine ve sanata verdiği önem dikkat çekiyordu. Bunun yanında kendi kuşağının tiyatro için verdiği mücadeleyi de anlatıyordu. Böylece sergideki çalışmaların arkasında yalnızca sanatsal bir üretim süreci değil, aynı zamanda dönemin koşulları içinde sürdürülen bir emek ve bağlılık olduğunu da görebiliyoruz. Mektubun sonunda yer alan “Herkes bir şey sever, o kara sevda uğruna ölür. Ne mutlu bu aşağılık ortamda sevecek güzel bir şey bulana!” sözleri özellikle aklımda kaldı. Bu cümleler, sanat üretiminin yalnızca yaratıcılıkla değil, insanın bir alana duyduğu bağlılık ve o alanı sürdürebilmek için gösterdiği çabayla da ilişkili olduğunu düşündürdü. Bir sanatçının üretimlerine yıllar sonra bakarken yalnızca ortaya çıkan işleri değil, bu işlerin hangi koşullarda ve nasıl bir mücadele içinde üretildiğini de görebilmek önemli. Mektubun sergide yer alması, Mengü Ertel’in çalışmalarına tarihsel ve insani bir boyut kazandırıyordu. Bu belgeyi serginin genel anlatısı içinde ayrıca anlamlı buldum. Çünkü burada yalnızca geçmişte üretilmiş afişler ve sahne tasarımları sergilenmiyor; tiyatronun ve sanatın varlığını sürdürebilmesi için verilen mücadele de görünür hâle geliyor. Üstelik bir dönemde ekonomik güçlüklerle ve çeşitli imkânsızlıklarla karşılaşan üretimlerin yıllar sonra yeniden bir araya getirilmesi, sanatın zaman içindeki yolculuğu üzerine de düşündürüyor. Bir eserin değeri, bazen üretildiği dönemin koşullarından çok daha sonra, farklı kuşakların bakışıyla yeniden anlaşılabiliyor.

Mengu_Ertelin_Tiyatro_Evreni4-1024x407 Mengü Ertel’in Tiyatro Evreni: Afişlerin Dili

Serginin genelinde dikkatimi çeken bir diğer nokta, tiyatronun farklı sanat disiplinleriyle kurduğu ilişkiydi. Grafik tasarım, resim, illüstrasyon, tipografi ve sahne tasarımı aynı anlatının farklı parçaları olarak karşımıza çıkıyordu. Bu durum, tiyatro üretiminin ne kadar çok katmanlı olduğunu gösteriyor. Görsel sanatlar açısından düşündüğümde, bir metnin yalnızca sözcüklerle değil; renk, biçim, malzeme ve mekân aracılığıyla da yeniden yorumlanabileceğini görmek benim için ayrıca değerliydi. Mengü Ertel’in çalışmaları, bu disiplinler arasındaki geçişlerin nasıl özgün bir görsel dile dönüşebileceğini ortaya koyuyordu. Serginin tarihî Muammer Karaca Tiyatrosu’nda gerçekleştirilmesi de bütün bu anlatımı tamamlayan bir unsur. Bir dönem oyunların sahnelendiği bu mekânda, o oyunların görsel hafızasını oluşturan afişleri, tasarımları ve belgeleri incelemek, sergi deneyimini sıradan bir galeri ziyaretinden farklılaştırıyor. Sergi girişinde yer alan “Tiyatro, çerçeve sahneyle sınırlı değil; toplumun kılcal damarlarına sızan, kamusal alanı dönüştüren bir olgudur.” ifadesi de bu açıdan oldukça anlamlı. Tiyatronun yalnızca sahnede olup bitenlerden ibaret olmadığını; afişlerden kamusal alana, sanatçının üretiminden izleyicinin belleğine kadar uzanan daha geniş bir alanı kapsadığını hatırlatıyor.

Mengu_Ertelin_Tiyatro_Evreni6 Mengü Ertel’in Tiyatro Evreni: Afişlerin Dili

Mengü Ertel’in Tiyatro Evreni, benim için geçmiş dönemlere ait tiyatro afişlerini görmenin ötesinde, bir sanatçının tiyatro metinleriyle nasıl bir görsel ilişki kurduğunu inceleyebildiğim bir sergi oldu. Özellikle afişlerin oyunların düşünsel içeriğiyle birlikte değerlendirilmesi, grafik tasarımın anlatım olanaklarına farklı bir açıdan bakmamı sağladı. Muhsin Ertuğrul’un mektubu ise bu görsel anlatıya dönemin koşullarını, emeği ve tiyatroya duyulan bağlılığı ekleyerek serginin kapsamını genişletti.

Sergiden ayrılırken aklımda kalan düşüncelerden biri, bir afişin temsil ettiği oyunu duyurmanın ötesinde, kendi başına da güçlü bir anlatı kurabileceğiydi. Mengü Ertel’in çalışmaları, grafik tasarımın yalnızca görsel bir düzenleme ya da tanıtım aracı olmadığını; düşünceyi, yorumu ve toplumsal hafızayı taşıyabilen bir ifade alanı olduğunu gösteriyor. Bu yönüyle sergiyi, tiyatro ile görsel sanatların kesişimini ve Türk grafik tasarımının önemli isimlerinden birinin üretimlerini yakından tanımak isteyenler için görülmeye değer buluyorum.

• Sergi: Mengü Ertel’in Tiyatro Evreni

• Küratörler: Esma Ertel ve Murat Ertel

• Grafik Tasarım: Erdem Bayrakçeken

• Afiş-Dramaturji İlişkisi Yazıları: Sinan Akçan

• Sergi Tasarımı ve Kurulum: İBB Miras

• Sergi İletişimi: İBB Kültür

• Baskı: Obm Medya

• Yer: Muammer Karaca Tiyatrosu

• Adres: https://maps.app.goo.gl/Bm5enzKnLBYkzYVJ7

• Sergi Tarihi: 26 Eylül 2026 – 21 Ocak 2027

• Ziyaret saatleri: Pazartesi hariç 10.00 – 19.00

• Giriş: Ücretsiz


Kaynakça:

Mengü Ertel’in Tiyatro Evreni. (2026). Sergi metinleri ve bilgilendirme panoları [Sergi yazılı materyalleri]. Muammer Karaca Tiyatrosu, İstanbul.

Share this content:

Yorum gönder