Şimdi yükleniyor
×

Yeniler:

İş Bankası Resim Heykel Müzesi Koleksiyonuna Kişisel Bir Bakış

İstanbul’da, İstiklal Caddesi üzerinde bulunan Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi, Türk resim ve heykel sanatının farklı dönemlerini bir arada görme olanağı tanır. Cumhuriyetimizin 100. yılında, 29 Ekim 2023’te ziyarete açılan müzenin kalıcı sergisi, 19. yüzyıl sonlarından günümüze uzanan geniş bir sanat tarihi anlatısı sunar. Koleksiyonun farklı dönemlerden sanatçıları bir araya getirmesi, yalnızca sanat tarihindeki değişimleri izlemek için değil, kişisel beğenilerimizin hangi görsel yaklaşımlarla yakınlık kurduğunu keşfetmek için de verimli bir alan oluşturur.

Bu yazıda müzenin kalıcı koleksiyonunda karşılaştığım ve özellikle ilgimi çeken üç eserden söz etmek isterim: Abidin Elderoğlu, Halil Akdeniz ve Sabri Berkel’in çalışmaları. Birbirlerinden farklı görsel yaklaşımlara sahip bu eserleri benim için bir araya getiren şey, resmin yalnızca temsil ettiği şey üzerinden değil; çizgi, renk, biçim, yüzey ve boşluk arasındaki ilişkiler üzerinden de anlam kazanmasıdır.

1. Abidin Elderoğlu:

is-bankasi-resim-heykel-muzesi-gorsel1-1-edited-1024x814 İş Bankası Resim Heykel Müzesi Koleksiyonuna Kişisel Bir Bakış
Görsel 1. Abidin Elderoğlu, Kompozisyon, tuval üzerine yağlıboya. Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi, kalıcı koleksiyon. Fotoğraf: kişisel arşiv.

Abidin Elderoğlu’nun resminin karşısında ilk dikkatimi çeken, çizgilerin sabit bir sınır oluşturmak yerine sürekli hareket hâlindeymiş gibi görünmesidir. Koyu konturlar, iç içe geçen biçimler ve kırmızı, turuncu, yeşil gibi renklerin oluşturduğu karşıtlıklar, resmin yüzeyinde yoğun bir hareketlilik yaratır. İlk bakışta birbirine dolanmış çizgiler olarak algılanabilen bu biçimler, biraz daha uzun bakıldığında kendi içlerinde bir düzen kurar.

Çizgiler burada yalnızca biçimleri birbirinden ayıran araçlar değildir. Kendi başlarına bir hareket taşır, yön değiştirir, kesişir ve kimi noktalarda diğer çizgilerle birleşir. Renk alanları da bu hareketin içinde belirir. Kimi biçimler koyu konturların arasında sıkışırken kimileri yüzeyde daha geniş bir alan kaplar. Bu nedenle resimdeki hareket, yalnızca çizgilerin yönünden değil, renklerin ve biçimlerin birbirleriyle kurduğu ilişkiden de kaynaklanır.

Eserde beni etkileyen noktalardan biri, ilk bakışta karmaşık görünen yapının bütünüyle rastlantısal hissedilmemesidir. Çizgiler birbirlerinin önünü kesiyor gibi görünse de resmin tamamında bir ritim oluşur. Göz, tek bir biçime bağlı kalmadan yüzeyin farklı noktaları arasında dolaşır. Bakışın bu hareketi, resmi bir anda tüketmek yerine tekrar tekrar incelemeye yöneltir.

Elderoğlu’nun soyutlama anlayışında çizgisel ve kaligrafik anlatımın önemli bir yeri bulunur. Sanatçının İslam kaligrafisi ve Uzak Doğu kaligrafisinden beslenen soyut çalışmalarına ilişkin sanat tarihi değerlendirmeleri de bu yönelime işaret eder. Fotoğraftaki eserde de çizgilerin yazıyı andıran hareketini fark etmek mümkündür. Ancak bu benzerlik, resmi okunması gereken bir yazıya dönüştürmez. Çizgiler, belirli bir mesajı aktarmaktan çok kendi görsel varlıklarıyla öne çıkar.

Bu resme bakarken benim için asıl mesele, hareket ile düzen arasındaki ilişkidir. Çizgilerin birbirine dolandığı, renklerin koyu sınırlarla çevrelendiği ve biçimlerin birbirlerinin içine geçtiği bu yüzey, karmaşanın da kendine özgü bir düzen oluşturabileceğini düşündürür. Düzenin her zaman kusursuz, temiz ve birbirinden ayrılmış biçimlerden meydana gelmesi gerekmez. Bazen hareketin kendisi, kompozisyonun temelini oluşturur.

2. Halil Akdeniz:

is-bankasi-resim-heykel-muzesi-gorsel1-2-edited-1024x836 İş Bankası Resim Heykel Müzesi Koleksiyonuna Kişisel Bir Bakış
Görsel 2. Halil Akdeniz, Motif Kare, 1975, akrilik. Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi, kalıcı koleksiyon. Fotoğraf: kişisel arşiv.

Halil Akdeniz’in fotoğrafladığım eserinde ise ilk resimdeki çizgisel hareketin yerini daha belirgin bir geometrik düzen alır. Kırmızı, sarı ve mavi sınırlar; beyaz alanlar ve dokulu gri yüzey, birbirleriyle ilişkili katmanlar oluşturur. Siyah yatay şeritler, kompozisyonun içinde iki ayrı vurgu meydana getirir. İlk bakışta oldukça kontrollü görünen bu düzen, biçimlerin üst üste geliş biçimi sayesinde tek bir düzleme bağlı kalmaz.

Beni bu eserde en çok ilgilendiren, geometrik biçimlerin yalnızca yan yana yerleştirilmemesidir. Çerçeveler, sınırlar ve renk alanları birbirlerinin önüne geçer, kimi yerlerde arkalarında kalır ve yüzeyin farklı derinliklerde algılanmasına neden olur. Özellikle kırmızı çizgilerin oluşturduğu çerçeve ile gerisindeki sarı alan arasındaki ilişki, resmin içinde ikinci bir mekân varmış hissi uyandırır.

Burada mekân, perspektif kullanılarak oluşturulmuş geleneksel bir derinlik değildir. Daha çok biçimlerin birbirleriyle kurduğu ilişkiler üzerinden ortaya çıkar. Bir çizginin başka bir çizginin önünde ya da arkasında algılanması, renklerin sınırları ve yüzeyin dokusu, mekânsal hissin oluşmasına katkıda bulunur. Resmin düz yüzeyi, bu ilişkiler sayesinde görsel olarak genişler ve katmanlaşır.

Gri alanın dokusu da bu düzen içinde önemli bir yere sahiptir. Kırmızı ve sarı gibi daha belirgin renklerin yanında duran gri yüzey, yalnızca arka plan işlevi görmez. Kendi dokusuyla dikkat çekerek geometrik çerçevelerin oluşturduğu keskin sınırlarla karşıtlık kurar. Siyah şeritlerin yatay etkisi ise kompozisyonun genel dengesini güçlendirir.

Halil Akdeniz’in bu çalışması, soyut bir kompozisyonun mekân duygusunu nasıl oluşturabildiği üzerine düşünmemi sağlar. Bir resimde mekân yaratmak için mutlaka bir oda, bir sokak ya da tanınabilir herhangi bir mimari unsur göstermek gerekmez. Bazen birkaç çizgi, renk alanı ve sınır arasındaki ilişki, mekânı algılamamız için yeterli olur.

Sanat eğitiminde de biçim ve mekân ilişkisini incelerken bu tür çalışmaların önemli bir karşılığı olduğunu düşünürüm. Çünkü bu resim, izleyiciyi hazır bir görüntüyü tanımaya yöneltmek yerine, görüntünün nasıl kurulduğunu araştırmaya davet eder. Hangi biçimin önde algılandığı, bir sınırın mekânı nasıl böldüğü ve boşlukların kompozisyonun dengesine nasıl katıldığı gibi sorular, esere bakma deneyiminin bir parçası hâline gelir.

Bu nedenle Halil Akdeniz’in eserini yalnızca geometrik biçimlerin düzenlenmesi olarak değerlendirmek bana yeterli gelmez. Resim, yüzeyin nasıl örgütlendiği ve bu örgütlenmenin nasıl bir mekânsal algı yarattığı üzerine düşünmek için de bir alan açar.

3. Sabri Berkel:

is-bankasi-resim-heykel-muzesi-gorsel1-3-edited-1024x693 İş Bankası Resim Heykel Müzesi Koleksiyonuna Kişisel Bir Bakış
Görsel 3. Sabri Berkel, Kompozisyon, 1980, tuval üzerine yağlıboya. Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi, kalıcı koleksiyon. Fotoğraf: kişisel arşiv.

Sabri Berkel’in resminde ise geometrik sınırların belirginliğinden uzaklaşarak daha organik biçimlerle karşılaşırız. Siyah, pembe, sarı ve gri-mavi alanlar, kesin geometrik şekillerden çok serbestçe oluşmuş lekeler gibi görünür. Bununla birlikte kompozisyon gelişigüzel bir yerleşime dayanmaz. Biçimlerin büyüklükleri, renklerin dağılımı ve boşlukların konumu, resmin genel dengesini belirler. Ön plandaki pembe biçimin geniş bir alan kaplaması, siyah alanların ağırlığı ve sarı lekelerin bu iki renk arasındaki konumları, bakışın yüzey üzerinde farklı noktalara yönelmesini sağlar. Bazı biçimler birbirine yaklaşırken bazıları arasında belirgin boşluklar kalır. Bu boşluklar, resimdeki diğer biçimler kadar etkilidir. Çünkü kompozisyonun ritmi yalnızca renkli alanların varlığıyla değil, onların arasında kalan alanlarla da kurulur.

Bu resimde ilgimi çeken bir diğer nokta, biçimlerin kesin bir nesneye karşılık gelmek zorunda olmamasıdır. Onları bir insan figürüne, bir manzaraya ya da belirli bir nesneye benzetmeye çalışmadan da resimle ilişki kurabiliriz. Biçimler, tanıdık bir şeyi temsil etmelerinden bağımsız olarak renkleri, büyüklükleri ve birbirlerine göre konumları üzerinden anlam kazanır.

Berkel’in sanatında çizgi, renk ve leke arasındaki ilişkinin zaman içinde farklı yönelimler kazandığı bilinir. Sanatçı, soyut kompozisyonlarında kimi zaman kalın ve hareketli çizgilerden yararlanır, kimi zaman da renk alanları ve lekeler arasındaki ilişkiye ağırlık verir. Fotoğrafladığım eserde de renk alanlarının birbirleriyle kurduğu ilişki, kompozisyonun temelini oluşturur.

Bu resim bana özellikle boşluğun ne anlama geldiğini düşündürür. Boşluk, biçimlerin bulunmadığı ve dolayısıyla önemsizleşen bir alan değildir. Aksine, biçimlerin birbirlerinden ayrılmasını, yakınlıklarının fark edilmesini ve renklerin daha belirgin algılanmasını sağlar. Siyah alanın genişliği, pembe biçimin yüzeydeki konumu ve sarı lekelerin yerleşimi, çevrelerindeki boşluklarla birlikte anlam kazanır.

Kendi resim pratiğimde de biçimler arasındaki ilişkiler ve pozitif-negatif alanlar üzerine düşünmekten hoşlanırım. Bu nedenle Berkel’in eserine bakarken yalnızca renkli biçimlere değil, bu biçimlerin çevrelerinde bıraktıkları alanlara da dikkat ettim. Resmin dengesi, her alanın doldurulmasıyla değil, dolu ve boş bölgeler arasındaki ilişkinin kurulmasıyla ortaya çıkar. Bu yaklaşım, soyut bir resimde az sayıda biçimle de güçlü bir görsel etki oluşturulabileceğini gösterir. Burada belirleyici olan biçimlerin sayısı değil, birbirleriyle kurdukları ilişkinin niteliğidir.

Abidin Elderoğlu, Halil Akdeniz ve Sabri Berkel’in eserleri arasında dolaşırken benim için ortaklaşan nokta, soyutlamanın tek bir görsel dile bağlı olmamasıdır. Elderoğlu’nun resminde çizgiler ve renkler hareketli bir bütün oluştururken Halil Akdeniz’in çalışmasında geometrik sınırlar ve dokulu yüzey, mekânsal algıyı öne çıkarır. Sabri Berkel’in eserinde ise organik biçimler ve boşluklar arasındaki ilişki, kompozisyonun dengesini belirler.

Sanat eserleriyle kurduğumuz bağın yalnızca sanatçının ne anlatmak istediğini çözmeye dayanmadığını düşünüyorum. Elbette sanatçının üretim süreci, dönemi ve sanatsal yaklaşımı eseri anlamak için önemlidir. Ancak izleyicinin biçimlerle kurduğu ilişki de karşılaşmanın bir parçasıdır. Bazen bir resmin karşısında uzun süre kalmamı sağlayan şey, onun bütün anlamlarını çözmüş olmam değil görsel düzeninde keşfetmeye devam ettiğim yeni ilişkilerdir. Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi’nin kalıcı koleksiyonunda karşılaştığım bu üç eser, benim için tam da böyle bir deneyim oldu. Her biri farklı bir görsel dil üzerinden çizgi, renk, biçim ve mekân üzerine yeniden düşünmemi sağladı.

Belki de bir eseri sevmek, onun ne anlattığını bütünüyle açıklayabilmekten çok, ona tekrar bakma isteği duymakla ilgilidir. Bazı resimler, karşısında durduğumuz süre boyunca bitmez; her yeni bakışta başka bir ilişkiyi fark ettirir. Benim için bu üç eseri bir araya getiren şey de tam olarak budur: Bakmaya devam ettikçe yeni bir düzenin, yeni bir ilişkinin ve yeni bir anlamın ortaya çıkması.

Kaynakça

Türkiye İş Bankası. (t.y.). Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi. https://www.isbank.com.tr/bankamizi-taniyin/turkiye-is-bankasi-resim-heykel-muzesi

Görsel 1. Abidin Elderoğlu, Kompozisyon, tuval üzerine yağlıboya. Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi, kalıcı koleksiyon. Fotoğraf: kişisel arşiv.

Görsel 2. Halil Akdeniz, Motif Kare, 1975, akrilik. Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi, kalıcı koleksiyon. Fotoğraf: kişisel arşiv.

Görsel 3. Sabri Berkel, Kompozisyon, 1980, tuval üzerine yağlıboya. Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi, kalıcı koleksiyon. Fotoğraf: kişisel arşiv.

Share this content:

Yorum gönder