Şimdi yükleniyor
×

BİR SPORCUNUN YÜKSELİŞ ÖYKÜSÜ

Josh Safdie’den Hırs, Gürültü ve Boşluk Üzerine Bir Film: “Muhteşem Marty”

Josh Safdie, bugüne kadar kardeşi Benny Safdie ile birlikte çektiği filmlerle Amerikan bağımsız sinemasının en gergin, en huzursuz anlatılarını kuran yönetmenlerden biri oldu. Good Time ve Uncut Gems ile kent yaşamının kaotik ritmini, para ve kazanma takıntısını sinemanın sinir uçlarına dokunan bir dile dönüştüren Safdie’ler, bu kez yollarını ayırıyor. “Muhteşem Marty / Marty Supreme”, Josh Safdie’nin ilk solo uzun metrajı olarak, bu sinemasal mirası hem sürdüren hem de farklı bir yöne taşıyan bir film.

Amerikan masa tenisi şampiyonu Marty Reisman’dan esinleniyor, burada biraz Marty Reismandan bahsetmek gerekir ; 1930- 2012 yılları arasında yaşayan Reisman, ABD Tek Erkekler Masa Tenisi Şampiyonudur. Manhattan’da Aşkenaz Yahudi bir çift olan Sara ve taksi şoförü Moris’in çocuğu olarak dünyaya geldi. 9 yaşında masa tenisine başladı. 4 yıl sonra gençler şampiyonu oldu. Biyografik film olmamasına rağmen senaryo Marty Reisman’dan esinlenerek oluşturuldu. Broadway’deki Masa Tenisi Kulübünde bahislerde rakiplerini yenerek para kazandı. 1949’dan itibaren 2 yıl Harlem Globetrotters ile masa tenisi gösterileri yaparak dünyayı dolaştı. Profesyonel hayatında 22 büyük şampiyonluk kazandı. Dünya şampiyonasında 5 madalya kazandı. 1997’de 67 yaşındayken ulusal bir yarışmayı kazanan en yaşlı oyuncu unvanını kazandı. Film klasik bir biyografi anlatısına yaslanmak yerine, Safdie’nin tercih ettiği parçalı ve huzursuz yapı üzerinden ilerliyor. Muhteşem Marty, bir sporcunun başarı basamaklarını tek tek çıkışını anlatmaktan çok, başarı fikrinin kendisini sorgulayan bir film. Bu yönüyle film, “Amerikan rüyası”nı parlatmak yerine, onun içini boşaltıyor.

IMG_1761-1024x429 BİR SPORCUNUN YÜKSELİŞ ÖYKÜSÜ

Safdie, 1950’lerde geçen hikâyesini şaşırtıcı biçimde 70’lerin sinemasını anımsatan sert bir karakter incelemesiyle kuruyor. Bu bilinçli zamansal kayma, Marty’nin hiçbir yere tam olarak ait olamayan ruh halini güçlendiriyor. Film, izleyicisini güvenli bir dönem filmi konforuna yerleştirmiyor; aksine, sürekli tetikte tutuyor. Kamera neredeyse hiç sakinleşmiyor, ritim bilinçli biçimde yorucu tutuluyor. Safdie sineması burada da “izlenmekten çok yaşanan” bir deneyim sunuyor.

Timothée Chalamet, Marty rolünde kariyerinin en iddialı performanslarından birini sergiliyor. 70’lerin Al Pacino’sunu andıran enerjisiyle Chalamet, karakterini karizmatik bir başarı figürü olarak değil, kendi hırsı tarafından tüketilen bir beden olarak oynuyor. Marty’nin özgüveni kadar güvensizliği, zekâsı kadar boşluğu da görünür. Her zafer anı, aynı zamanda yaklaşan bir çöküş hissi taşıyor. Chalamet’nin performansı, filmi taşıyan en güçlü unsur.

Film, yalnızca bir spor hikâyesi anlatmakla yetinmiyor. Safdie, karakterlerin etrafına ördüğü yan hikâyelerle sistem eleştirisini genişletiyor. Kapitalist iş dünyası, yozlaşmış polis düzeni, düşüşteki tiyatro sahnesi ve reklam kültürü; film boyunca mizah ve sertlik arasında gidip gelen bir dille ele alınıyor. Bu eleştiriler hiçbir zaman sloganlaştırılmıyor; karakterlerin seçimleri ve etik ihlalleri üzerinden kendiliğinden ortaya çıkıyor.

Muhteşem Marty, suçu bir sonuç değil, bir yöntem olarak ele alıyor. Marty’nin hayatta kalmak ve “kazanan” olmak için attığı her adım, onu biraz daha sınırların dışına itiyor. Safdie, karakterini ne aklıyor ne de yargılıyor; seyirciye ahlaki bir konfor alanı sunmuyor. Bu yaklaşım, filmi klasik anti-kahraman anlatılarından ayıran en önemli farklardan biri.

Görsel dil ve kurgu tarafında Ronald Bronstein imzası hissediliyor. Bilinçli düzensizlik, sert kesmeler ve pürüzlü sahne geçişleri, Marty’nin zihinsel dağınıklığını biçimsel bir karşılığa dönüştürüyor. Film izleyicide net bir mesajdan çok, rahatsız edici bir ruh hali bırakıyor ki bu da Safdie sinemasının temel hedefiyle örtüşüyor.

Sonuç olarak “Muhteşem Marty”, ne klasik bir spor biyografisi ne de alışıldık bir başarı öyküsü. Josh Safdie, bu filmle birlikte hırsın, gücün ve suçun iç içe geçtiği sert bir karakter portresi çiziyor. Yorucu, düzensiz ve zaman zaman bunaltıcı ama tam da bu yüzden etkileyici. Muhteşem Marty, seyirciyi rahatlatmak yerine sarsmayı tercih eden, yılın en cesur Amerikan filmlerinden biri olarak öne çıkıyor.

Vizyona yeni giren bu filmi izlemenizi tavsiye ederim. Şimdiden iyi seyirler 🙂

Share this content:

Yorum gönder