Şimdi yükleniyor
×

Yeniler:

Çakal Düğünü: Sislerin Arasında Saklanan Hikâyeler

WhatsApp-Image-2026-10-12-at-11.46.59-edited-1-1024x558 Çakal Düğünü: Sislerin Arasında Saklanan Hikâyeler

Bazı sergilerde eserlerden çok, eserlerin ardında saklanan hikâyeler aklımda kalıyor. Canan Savaş’ın Muse Contemporary’deki kişisel sergisi Çakal Düğünü de benim için böyle bir deneyim oldu. Sanatçının babasına ithaf ettiği bu sergi, ilk bakışta soyut formlar, iplikler ve farklı dokular üzerinden ilerlese de aslında merkezinde oldukça kişisel bir hikâye barındırıyor: hafıza, aile bağları ve bir kuşaktan diğerine aktarılan hatıralar.

Serginin ismi, Karadeniz’in Çayeli ilçesine bağlı Arsovos köyünde, güneşli bir havada yağmur yağması ve ormana pus inmesi durumuna verilen addan geliyor. Sanatçının çocukluğunda babasından dinlediği bu hikâye, yıllar sonra Akira Kurosawa’nın Düşler filmindeki “Tilki Düğünü” sahnesiyle yeniden karşısına çıkıyor. Birbirinden uzak iki coğrafyada benzer bir doğa olayının benzer hikâyelerle anlatılması, serginin çıkış noktasını oluşturuyor. Bence bu karşılaşmanın en güzel tarafı, küçücük bir çocukluk anısının zamanla kültürler arasında bağ kuran bir anlatıya dönüşmesi.

WhatsApp-Image-2026-10-12-at-11.08.35-2-623x1024 Çakal Düğünü: Sislerin Arasında Saklanan Hikâyeler

İstanbul doğumlu Canan Savaş, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Akademisi’nde Hüsamettin Koçan ve Ergin İnan’ın atölyelerinde eğitim almış; daha sonra Tayfun Erdoğmuş’un atölyesinde resim, cam ve gravür alanlarında çalışmalar yürütmüş. Mezuniyetinin ardından 1999-2007 yılları arasında San Francisco’da yaşayan sanatçı, farklı sergi ve sanat etkinliklerine katılmış, İstanbul’a döndükten sonra sanat yazarlığı da yapmıştır. Sanatçının farklı malzemelerle kurduğu ilişki, Çakal Düğünü sergisinde de oldukça belirgin. Ahşap, iplik ve katmanlı yüzeyler, yalnızca biçimsel unsurlar olarak değil, yaşanmışlıkları taşıyan ve dönüştüren malzemeler olarak karşımıza çıkıyor.

Sergide beni en çok etkileyen noktalardan biri, eserlerin soyut anlatımına rağmen kişisel bir hikâyeyi hissettirebilmesiydi. Bazı çalışmalarda ipliklerin rastlantısal biçimde birbirine dolanması, sisin içinde kaybolan görüntüleri ve hafızanın belirsizliğini çağrıştırıyor. Bazılarında ise belirgin yatay ve diyagonal çizgiler, daha kontrollü ve kararlı bir düzen oluşturuyor. Siyah, beyaz ve kırmızının öne çıktığı bu dokusal yüzeyler arasında dolaşırken sanatçının anıları doğrudan resmetmek yerine, onların bıraktığı izleri görünür kılmaya çalıştığını düşündüm. Sergiyi benim için ilgi çekici kılan da tam olarak bu oldu: Her eserin ne anlattığını çözmeye çalışmaktan ziyade, bende uyandırdığı duygulara odaklanabilmek.

WhatsApp-Image-2026-10-12-at-11.08.53-768x1024-1 Çakal Düğünü: Sislerin Arasında Saklanan Hikâyeler

Serginin en kişisel parçalarından biri ise sanatçının babasının yazdığı mektubu bir bez parçası üzerine işleyerek oluşturduğu eser. Kâğıt üzerinde kalabilecek bir metnin ipliklerle kumaşa aktarılması, hatıranın korunmasına yönelik oldukça anlamlı bir jest. Burada yazı yalnızca okunacak bir metin olmaktan çıkıyor; dokunulabilen, saklanabilen ve zamanla başka bir biçime dönüşebilen bir hatıraya dönüşüyor. Babasından kalan sözleri sanatının bir parçası hâline getirmesi, serginin duygusal merkezini de oluşturuyor.

“Korunaklı ama değil… Dağılabilir ama tutunur… İz bırakır…”

Sergi broşüründe yer alan bu sözler, serginin genel hissini benim için oldukça iyi özetliyor. Hafıza da tıpkı eserlerdeki iplikler gibi bazen çözülüyor, bazen birbirine dolanıyor ama tamamen kaybolmuyor. Canan Savaş’ın Çakal Düğünü ile anlatmak istediği şeyin yalnızca babasına duyduğu özlem değil, aynı zamanda hikâyelerin ve kültürel belleğin nasıl yaşadığı olduğunu düşünüyorum. Çünkü bazen bir hikâyeyi yaşatan şey, onun eksiksiz hatırlanması değil, bir başkasına anlatılmaya devam edilmesi.

WhatsApp-Image-2026-10-12-at-11.07.32-3-edited-1024x633 Çakal Düğünü: Sislerin Arasında Saklanan Hikâyeler

“Yanabilir ama kokusu kalır… Sonuçta hikâyesi kalır.”

Sergiden ayrılırken aklımda kalan, eserlerin görsel etkisinden çok, bir hatıranın sanat aracılığıyla nasıl yeniden var olabildiğiydi. Çakal Düğünü, kişisel bir kaybı ve özlemi herkesin kendinden bir şey bulabileceği bir anlatıya dönüştürüyor. Benim için hem malzeme kullanımı hem de taşıdığı hikâye bakımından oldukça etkileyici bir sergi oldu. Bazen bir sanat eserinin bizi etkilemesi için her şeyi açıkça anlatmasına gerek olmadığını; kimi zaman sisin arkasında kalan bir hikâyenin, en net görüntüden daha kalıcı olabileceğini bir kez daha hatırlattı.


The Jackal Wedding: Stories Hidden in the Mist

In some exhibitions, it is not so much the artworks themselves but the stories hidden behind them that stay with me. Canan Savaş’s solo exhibition The Jackal Wedding at Muse Contemporary was one such experience for me. Dedicated to the artist’s father, the exhibition may initially appear to revolve around abstract forms, threads, and different textures, yet at its heart lies a deeply personal story: memory, family bonds, and the recollections passed down from one generation to another.

The exhibition takes its name from an expression used in the village of Arsovos, located in the Çayeli district of the Black Sea province of Rize, to describe a particular natural phenomenon: rain falling while the sun is shining and mist descending over the forest. A story the artist heard from her father during childhood resurfaced years later through the “Fox Wedding” scene in Akira Kurosawa’s film Dreams. The fact that similar natural phenomena are described through similar stories in two geographically distant cultures forms the starting point of the exhibition. What I find most beautiful about this connection is how a small childhood memory can gradually evolve into a narrative that builds bridges between different cultures.

Born in Istanbul, Canan Savaş studied at the workshops of Hüsamettin Koçan and Ergin İnan at Marmara University’s Faculty of Fine Arts. She later continued working in painting, glass, and printmaking at Tayfun Erdoğmuş’s workshop. Following her graduation, the artist lived in San Francisco between 1999 and 2007, participating in various exhibitions and art events. After returning to Istanbul, she also worked as an art writer. Her relationship with different materials is particularly evident in The Jackal Wedding. Wood, thread, and layered surfaces appear not merely as formal elements, but as materials that carry and transform personal experiences.

WhatsApp-Image-2026-10-12-at-11.10.57-1-571x1024 Çakal Düğünü: Sislerin Arasında Saklanan Hikâyeler

One of the aspects that impressed me most about the exhibition was its ability to convey a personal story despite the abstract nature of the artworks. In some pieces, threads randomly intertwined with one another evoke images disappearing into the mist and the uncertainty of memory. In others, distinct horizontal and diagonal lines create a more controlled and deliberate composition. As I moved among these textured surfaces, where black, white, and red stand out, I felt that the artist was not trying to depict memories directly, but rather to make the traces they leave behind visible. This was precisely what made the exhibition so engaging for me: instead of trying to decipher the meaning of every artwork, I was able to focus on the emotions they evoked within me.

One of the most personal works in the exhibition is a piece created by embroidering a letter written by the artist’s father onto a piece of fabric. Transferring a text that could have remained on paper onto fabric through threads is a deeply meaningful gesture towards preserving a memory. Here, writing ceases to be merely a text to be read; it becomes a memory that can be touched, preserved, and gradually transformed into something else. By making her father’s words part of her artistic practice, Savaş also establishes the emotional heart of the exhibition.

“Protective, but not entirely… It may come apart, yet it holds on… It leaves a trace…”

These words, featured in the exhibition brochure, capture its overall atmosphere quite well for me. Just like the threads in the artworks, memories sometimes unravel and sometimes become intertwined, but they never disappear completely. I believe that what Canan Savaş seeks to express through The Jackal Wedding is not simply her longing for her father, but also the way stories and cultural memory continue to exist. After all, sometimes what keeps a story alive is not remembering it perfectly, but continuing to tell it to someone else.

“It may burn, but its scent remains… In the end, what remains is its story.”

As I left the exhibition, what stayed with me was not so much the visual impact of the artworks, but the way a memory could be brought back to life through art. The Jackal Wedding transforms a deeply personal experience of loss and longing into a narrative in which everyone can find something of themselves. For me, it was a particularly moving exhibition, both in terms of its use of materials and the story it carries. It reminded me once again that an artwork does not need to reveal everything explicitly to move us; sometimes, a story hidden behind the mist can leave a more lasting impression than the clearest image.

  • Venue: Muse Contemporary
  • Address: Levent Mahallesi, Aydın Sokak No: 12, 1st Floor, Beşiktaş
  • Dates: September 18 – October 18, 2026
  • Visiting Hours: Tuesday–Saturday, 11:00–18:00. Closed on Sundays and Mondays.
  • Instagram:musecontemporary

  • Yer: Muse Contemporary
  • Adres: Levent Mahallesi, Aydın Sokak No:12 Kat:1, Beşiktaş
  • Tarih: 18 Eylül – 18 Ekim 2026
  • Ziyaret Saatleri: Salı-Cumartesi 11.00-18.00. Pazar ve pazartesi kapalı.
  • Instagram: musecontemporary

Share this content:

Yorum gönder